POST MODERNİST TÜKETİM ELEŞTİRİSİ VE GEREKLİLİĞİ ÜZERİNE

Post-modenist anlayış ne demek ve yaklaşımı nasıldır diye düşünecek olursak, birçok tanımlamaların yanında genel bir fotoğrafını çekip şu yorumu yapıyorum ; BİR ÇOK  ŞEYİN KESİNTİSİZ İFADESİ diye betimleyebilirim.

Çünkü alanı öylesine geniş ve öylesine çok konuyu içinde barındırabilme olanağına sahip ki her konuyu post-modernist bir tutumla eleştiriyorum derken alakasız birçok şeyi birbirine bağlayıp tartışabilir ve konunun nereye sapacağını kestiremeden sonsuz bir döngüye girebilirsiniz :D 

Ve yazım da en büyük tedirginlik veren kısım da; ben tüketimden bahsedince sizin aklınıza belli standartlara oturmuş tüketim çılgınlığı ve şuursuzluğu gelebilir ama bende ilişkileri tüketmek , değerleri tüketmek , sağlığımızı tüketmek ve özel olanı, kendimiz olanı tüketmek gibi bir sürü konu başlığı geliyor işte bunun nedeni post-modernist belaya yakalanmamdan kaynaklı geniş bir perspektif sunuyor.

Bu yüzden post-modernizm BİR ÇOK ŞEYİN KESİNTİSİZ İFADESİ diyebilirim. 

Ama daha derin bir sözcük analizi yapılacak olursa "Modern" sözcüğü latince kökenlidir ve "tam şimdi" anlamına gelmektedir, " modo" dan türemiştir. "Post" eklenince başına "şimdiden sonra gelen" anlamı katmaktadır. Ve tarihsel olarak ortaya çıkışı ikinci dünya savaşına tekabül etmektedir özellikle edebiyatta kendine büyük yer edindi. 

                                     


Edebiyatta J.P. Sartre ile Varoluşculuk akımının yükselişi ve dönemin getirmiş olduğu karanlık ve umutsuz süreç bir çok duyarlı insanı ve aktivistleri intiharın eşine sürüklemişti çünkü dönemin getirmiş olduğu belirsizlik ve acımasızlık insanlara bu süreçte niçin varolduklarını ve bu süreçin neresinde olduklarını gördüklerinde ellerinden yalnızca intihar etmekten başka seçenekleri kalmamıştı. 
O dönemlerde post-modernizm insanın varoluş sancılarına ve nasıl eylemselik durumunda olabileceğine dair derin tartışmalar getirmiştir.

 Ve bazen post-modernizm nedir tam olarak ? Bunun bir nesnelleşmiş hali var mıdır? dediğimizde aklıma direkt olarak mimari yapılar gelmekte ve bazen sözlü anlatımından daha iyi cevap vermektedir. 

     Geleneksel olan ile , post-modern olanın birbirine geçtiği ve madalyonun iki farklı yüzü olduğunu da işaret etmektedir bu yapı. Nihayetinde post-modernizm ,geleneksel olandan beslenip kendini yaratmıştır.

Tüketmek son yüzyılda insanlığın  bilinçdışı davranışlarıyla mükemmel bir uyum içinde ilerleyen konudur. Lakin bunu tanımlarken bu şekilde kısır bir döngüye sahip bu basit ikili bir ilişkiden öte aslında altında yatan birçok tahakküm kurallarını ve etkilerinden bahsetmek daha etik bir tutum olur nedeni; insan edilgen ve etken yapısı nedeniyle kendi türünü manipülasyona en çok maruz bırakan ve aldatan tek yaratıktır.

Konuya daha önce bu alanda çalışmalar yapmış baya bir teorisyenler olduğunu belirtmek isterim benim bildiğim, okuduğum kişilerden yola çıkarak biraz farkındalık yaratmak adına paylaşmak isterim ; 
Jean Baudrillard, Zygmunt Bauman, Adorno, M.Foucault, T.Veblen gibileri en bilindik isimlerdir .

M.Foucault ve T.Veblen benim daha çok tercih edebileceğim ve karakterleri, kişilikleri bakımından da çok farklı hissettiğim kişilerdir.  T.Veblen`in " Aylak Sınıfın Teorisi" adlı eseri beni en çok etkileyenler arasındadır hatta ekonomi literatürüne Veblen malları diye tabir ettiğimiz lüks tüketim mallarına gönderme yapılmaktadır.

Tüketim çağında insanların satın aldıkları ve anlık, hızlı bir şekilde tükettikleri gereksinim dışı ne varsa bunlardan kaynaklı kimliklerini sembolik işaretlerle, süslü, göze çarpan ifade biçiminin en kolay ve kestirme yolunu seçmiş durumdalar. Bir çeşit kendini ifade etme biçimine dönüşmektedir, hızlı tüketilmeli her şey bu sistemde, fastfood gibi tüketime tabii sosyal ilişkiler gelişmekte . Bu süreç beraberinden kişilerde retorik eylemin gitgide köreldiği, daha üzgün ve mutsuz olduğu, kendisini tam anlamıyla ifade edemez hala gelen, anlaşılmadığı hissine kapılan karamsar bir sürece itmektedir ve çağımızın en büyük sıkıntılarından olan depresyon ve anksiyete bozukluğu içinde debelenip durmaktadır birey ayrıca öyle  bir çağa girmekteyiz artık bizlerin ne düşündüğü , hayata karşı nasıl bir tutum sergilediğimiz gibi öznel soruların gerekliliği yerine, ne yediğimiz, ne içtiğimiz ve nasıl sembolik metalarla donatıldığımızın önemi ortaya çıkmaktadır. 
Biz artık kendimizin de kontrolünü sağlamış değiliz, yaptığımız her seçimle bir şekilde bizi etkileyen sürecin sonucunda hedeflenen ve istenen davranışları sergiliyoruz .

Tüketim öyle bir vaziyete bürünmektedir ki kadın teması bile çoğu zaman bu vahşi kapitalizm çağında kadına biçilen rolün ataerkil düzlemde erkeğin havalı, beğenilesi ve şanlı gücünün gösterişli metası haline gelmekten başka hiçbir seçeneği kalmıyor.

Aslında tükettiğimiz asıl şey insanlığımız oluyor en nihayetinde.

Aslında klasik fizik kuramının yıkılıp  Newton`nın Durağan ve stabil fizik anlayışı yerini Einstein` ın kaotik ve uyumsuz koşullar içeren modern fiziğinin oluşan etki sonrasında sosyal bilimlerde ve sanatta post-modernist akımı besledi. Einstain kendisinin yorumuna da bakacak olursak kendisinin determinist bir görüşe sahip olmadığını, hayatta etkileyen ve etkilenin uyumsuz, belirlenemez sonuçlara gebe olduğunu vurgular çünkü atom altı fiziğinde her şey rastgele gelişir ve determinist süreç yoktur. Buna bağlı olarak analizlerimde hele ki sosyal bilimlerde asla kesinlik yoktur ayrıca toplum kendi içinde büyük değişim ve dönüşüme gebedir.

Sosyal bilimlerin bizlere en büyük katkısı da burada ortaya çıkmaktadır yaşadığımız ve gündelik hayatta farkına varamadığımız ayrıntıların bizlerin yaşamında ki büyük yönelimlerimizin nedenini ve kültürel kimliklerimizi açıklamasında bizlere kılavuz olmaktadır ve sonuç olarak toplum söyle olacaktır asla demez, sürece işaret eder yalnızca.



Mimari konusu açılınca ayrıca Irak asıllı Zara Hadid `in dekonstrüktivist eşsiz yapılarından birini paylaşmak istedim. Dekonstrüktivist akım özellikle Post-modernist akımının mimariye olan en güzel sonuçu. 










Yorumlar

Popüler Yayınlar