David Graeber - Borç ( İlk 5,000 Yıl )


 Merhaba Değerli Okurlar,

Bir David Graeber Klasiği bitirmiş olmanın sevinci var içimde. Bu kitap okuduğum birçok kitaptan ayrı bir konumda artık benim için.

Şaşırtıcı tarih bilgilendirmeleriyle kitap adete insanı içine çekiyor ve bu kadar bilgi dolu bir kitabın , insanı zihni olarak yormayan anlatımı ise yazarın ayrı bir yeteneği olarak söyleyebilirim.

Ve bende sizleri çok yormadan , kitaptan alıntılarla aslında ne kadar iyi bir kitap olduğunu göstermeye çalışacağım ve çok genel hatlarıyla benimde ilgimi çeken yerlerden bilgi vereceğim.

Bu kadar övgüden sonra sizlere kendisinin kim olduğu hakkında da bilgi vermek isterim;

David Graeber Amerikalı bir Antropolog.
Özellikle kendisi "Wall Street`i İşgal et " eylemlerinde inanılmaz desteğiyle bilinir.

Çalışmaları da bu minvalde Ekonomik Antropoloji Üzerine ( Toplumda ki üretim , tüketim ve dağıtım ) yoğunlaştırmıştır ve bu kitabında da bariz şekilde toplumda ilk 5,000 yılda gerçekleşen değişim ve dönüşü bizlere sağlam kaynaklardan da referansla gözler önüne koyuyor zaten okumaya başladığınızda  son 138 sayfasının dipnot açıklamaları ve referans kaynaklarına ayrıldığını göreceksiniz.

İlk ve ikinci bölümden sizlere çok genel olarak bahsedeceğim çünkü genelde ilk ve ikinci kısımlarda kitabın genel mantığının nasıl ilerlediğinin, neyin anlatıldığının bilgisine ulaşırız. 

Ve devamında aktardığım bilgiler kitabın son kısımlarına doğru ilerlemekle birlikte sıralı ve özenle iletmeye çalıştım, konuları birbirine bağlayacak şekilde 

Ve ilk bölümden başlıyoruz ...

Kitap`ın ilk bölümünde; Borç kavramının toplumsal temelinde "Ahlâkî" unsur olduğunu belirtir ve Mezopotamya`da ki ilk antropolojik keşiflerden tutunda  "Vedalarda" ( Hinduizm İlkeleri ) aslında Ahlak kavramının temelini borç ilişkisiyle doğduğunu bizlere gösteriyor.

En şaşırtıcı bilgilerden birisini sizlerle paylaşmak isterim; Dünya üzerinde ilk faizle borç verme durumu Mezopotamya`da gerçekleşiyor bu durumu ;  o dönemde ilk medeniyetin filizlenmesine bağlı olarak , tarımsal faaliyetlerin ve artı üretimin ilk defa bu bölgede ortaya çıkmasına bağlamaktadır, çünkü üretilen gıdaların depolanması ve bölüşümü (ilk matematik örneği de mezopotamya`da rastlanır ) yapılması gerekmektedir. 

İkinci kısımda ise Klasik Ekonomi derslerinde ilk olarak anlatılan konulardan biri olan Takas Ekonomisine  ayırmıştır. 
Bu kısımda Klasik Ekonomi doktrinini yerden yere vurmakla kalmaz , ilk alışverişin Takas yöntemiyle gerçekleştiği düşüncesinin tamamıyla bir saçmalık olduğunu , yapılan antropolojik kanıtlarla yanlış olduğunu bizlere sunar.
Takas Ekonomisini bir ekonomi mezunu olarak çoğu kez gördüm ve bu ekonomi de mal ve hizmetler karşılıklı takas edilir para olmadan.
Lakin burada hep merak edilen ve bir türlü cevabı olmayan şey ; mal ve hizmet karşılıklı takas edilirken bu takasta gerçekleşen değeri kim nasıl belirliyor? 
İşte bu noktada D.Graeber bu takas ekonomisinin aslında olmadığını ve İnsani Ekonomi modelinden yola çıkarak aslında her değiş-tokuş edilen mal ve hizmetler toplumda karşılıklı bir sonsuz borç döngüsüne sokmaktadır ve bu yüzden Para`dan önce Borç vardı der.

Bizim toplumda ve birçok farklı toplumlarda olan  bir örnekle sunmak isterim bunu ; Eğer komşunuz size bir tabak yemek ikram ettiğinde , sizde o tabağı boş vermemek gibi bir Ahlaki Borç hissederek, o akşam yaptığınız yemekten daha fazla ve hatta en güzel yemeğinizi sunarak, tabağı komşuya iade etmiş oluruz. Bu örnekle ilk toplumlar arasında ki bu dayanışma ve ihdiyaç karşılama reflekslerini D. Graeber " İnsani Ekonomi Modeli" olarak tanımlar.

Ve kendisi söyle açıklar  ;

Bu toplumların her halükarda ve mutlaka daha insani olduğunu kastetmiyorum (bazıları oldukça insanidir, bazıları ise olağanüstü vahşidir), sadece bunların birinci derecede servet birikimiyle değil,insanoğlunun yaratılması, yok edilmesi ve yeniden düzenlenmesiyle ilgilenen ekonomik sistemler olduğunu söylemek istiyorum

Ve ekonomi modellerini ilk çağlardan günümüze 3 ana düzlemde geliştiğini bahseder bunlar;
İnsani Ekonomiler
Ticari Ekonomiler
Ve Günümüzde olan Piyasa Ekonomileri

Yazarın ana teması boyunca işlenen şey ekonomik ilişkilerin ahlaki temelde nasıl geliştiği ve devam ettiğidir.
Kitapta afrika kabilelerinde de örnekler vererek , karşımıza bu gibi toplumlarda garipseyeceğimiz bir kaç örnek verir.
Örneğin sy 99 ;

" Fransız fılozof Lucien Levy-Bruhl, "yerliler"in tamamen farklı türde bir mantıkla hareket ettiklerini kanıtlamaya çalışırken, benzer hikayelerin bir listesini yapmıştı: örneğin, boğulmaktan kurtarılan bir adamın kendisini kurtarandan güzel giysiler istemesi ya da bir kaplanın saldırısına uğradıktan sonra tedavi edilerek sağlığına kavuşturulan bir adamın bıçak istemesi gibi.
Orta Avrupa'da çalışan bir Fransız misyoneri, böyle şeylerin her zaman başına geldiğini iddia etmişti: Birinin hayatını kurtarırsanız, çok geçmeden mutlaka çıkıp gelecek demektir; artık ona karşı bir yükümlülük altında olursunuz ve bazı armağanlar vermediğiniz sürece başınızdan atamazsınız."

Fakat yaşadığımız modern çağ toplumlarinda bu durum tam tersidir.

Yazar armağan meselelerine de değinirken Nasrettin Hoca hikayelerinden örnek vererek kültürümüzden enstantanelere rastlayabiliriz.
 Özellikle döneminde Padişah ve tebaası arasında geçen armağan krizlerine değinmek amacıyla ise şu hikayeden örnek verir ; 


Nasreddin Hoca, bir seferinde padişahı ziyaret etmek üzere davet edilir. Komşusu bakar ki hoca bir torba turp taşıyarak yolda koşturuyor. "Ne yapacaksın bunları?" diye sorar.
 "Padişahın huzuruna davet edildim. Armağan olarak götürmek için en iyisi bu, diye düşündüm."
"Padişaha turp mu götürüyorsun? Ama turpu ancak köylüler yer! O bir padişah!
 Ona daha uygun bir şey götürmelisin, mesela üzüm gibi."
 Nasreddin Hoca kabul eder ve padişahın yanına bir hevenk üzümle gider. Padişahın hoşuna gitmez. "Bana üzüm mü getirdin? Ama ben padişahım! Bu gülünç bir şey. Bu sersemi alın da biraz görgü öğretin!
Bu üzüm tanelerini teker teker üstüne fırlatın ve sonra saraydan defedin gitsin." 
Padişahın muhafızları Nasreddin Hoca'yı yandaki bir odaya götürürler ve üzümleri fırlatmaya başlar. Onlar bunu yaparken, hoca dizlerinin üstüne çöker ve feryat eder: "Allahım sana şükürler olsun, sonsuz merhametin için!"
"Niye Allah'a şükrediyorsun?" diye sorarlar.
 "Tam anlamıyla aşağılanmaktasın!" Nasreddin Hoca şöyle cevap verir, "Düşünüyordum da oh! Allah'a şükür turp getirmemişim!"

Ve yazar bir diğer topluluk olan Eskimolardan armağan konusunda çok daha farklı bir kültür oluştuğunu bizlere bir eskimonun etkiliyici şu sözleriyle hayran bırakır ;

Eskimo; her şey bir yana, bütün insanlar birbirine yardım eder, bir şeyi armağan olarak kabul edersek, insanlığımızdan birşeyler kaybederiz: "Bizim buralarda şöyle söylenir: armağanla köle kazanırsınız, kırbaçla köpek kazanırsınız.

Armağan ve ilişkisine değinmesi ardından peşinden sarf ettiğimiz " Teşekkkür ederim veya Lütfen " gibi kelimelerinde de Etimolojisinden bahsetmeyi unutmaz ve söyle bir bilgi verir; 

Bütün bunlar göreceli olarak yakın zamanda icat edilmiştir. Sürekli "lütfen" ve "teşekkür ederim" deme adeti, ilk olarak on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda ticaret devrimi sırasında, büyük ölçüde bundan sorumlu olan orta sınıflar arasında yerleşmiştir. Büroların, mağazaların, ofislerin dilidir ve son beş yüz yıl içinde, bunlarla birlikte bütün dünyaya yayılmıştır. Aynı zamanda daha büyük bir felsefenin, insanların ne olduğuna ve birbirlerine ne borçlu olduğuna dair bir dizi varsayımın işaretidir, bunlar şu anda o kadar derine işlemiştir ki onları göremeyiz.

Armağan ilişkisi o kadar derin ve çok farklı kültürel saikler içermektedir. Başlık Parası konusunda da bahsederek ve çok garip karşıladığım , okuyunca şarşırtan bir diğer Armağan meselesine örnek olarak yine Uzak Doğu`dan ve Okyanusya bölgesinden örnekle Başlık Parasının mantığını anlatır bu toplumlarda ;
İnsani ekonomilerin çoğunda, paranın ilk ve önde gelen kullanım alanı, evliliklerin ayarlanmasıdır. Bunun en basit ve muhtemelen en yaygın biçimi, "gelinin bedeli/fiyatı" adıyla bilinir: damat adayının ailesi kızın ailesine belli sayıda köpek dişi veya deniz kabuğu veya pirinç halka yahut yerel sosyal para birimi neyse ondan verir, onlar da kızlarını gelin olarak verirler. Bunun neden kadının satın alınması olarak yorumlanabileceği kolayca anlaşılıyor. Yirminci yüzyılın başlarında Mrika'da ve Okyanus ya'da bulunan birçok kolonyal görevli de tam olarak bu sonuca varmıştır. Bu uygulama bir tür skandala yol açtı, 1926'da Milletler Cemiyeti bunu bir tür kölelik kabul ederek yasaklamayı tartıştı.

Antropologlar karşı çıktılar. Aslında, diye açıkladılar, bu -bir çift sandalı bırakalım- bir öküz satın almaya benzemiyor. Öküz satın aldığınızda, öküze karşı herhangi bir sorumluluğunuz olmaz. Gerçekte satın aldığınız şey, öküzü istediğiniz şekilde kullanma hakkıdır. Evlilik ise tamamen faklıdır, çünkü normal olarak kocanın karısına karşı, karının da kocasına karşı birçok sorumluluğu olacaktır. Bu, insanlar arasındaki ilişkileri yeniden düzenlemenin bir yoludur. İkincisi, bir eş satın alıyorsanız, onu satabilmeniz gerekir. Nihayetinde ödemenin gerçek önemi, kadının çocuklarının durumuyla ilgilidir: adamın satın aldığı bir şey varsa, o da kadının doğuracağı çocukları kendisinin kabul etme hakkıdır. Sonunda tartışmayı antropologlar kazandı, ve "gelinin bedeli" terimi ıslah edilerek" gelinin başlık parası" şekline dönüştürüldü Bir kadın olarak armağanın tek uygun bedeli, başka bir kadındır; bir yandan da insanın yapabileceği tek şey, muazzam bir borcu olduğunu kabullenmektir (kızın ailesine karşı) Ve kadın olgusundan devam ederek, felsefenin ve diğer bilimlerin başlangıç merkezi olan Yunanistan`dan örnek vererek Kadınların ilk olarak örtündüğü, başının kapatıldığı yerdir der islamiyet daha henüz vuku bulmamışken ve şöyle bir bilgi verir ; Namuslu kadınların eve kapatılmış olması bekleniyor, bu sebeple kamusal hayatta yer alan her kadın fahişe veya buna benzer bir şey kabul ediliyordu. Asur adeti olan örtünme Ortadoğu'da yaygınlaşmamıştı, ama Antik Yunan'da uygulandı. "Batılı" özgürlüklerin kökleri hakkındaki klişelerimize zıt düşse de, demokratik Atina'da kadınlar, İran veya Suriye'dekilerin aksine, kamusal alanlara çıkarken örtünmek zorundaydılar


Yunan toplumundan bahsederken , yazar Aristonunda nankörlüğünden bahsetmeden geçememiş olacak ki Aristo ve Annikeris arasında geçen bir olaydan şöyle bir bilgi verir ; 

Yedi yıldan daha kısa bir süre önce, talihsiz bir deniz yolculuğuna çıkmış ve esir alınmıştı, belki de Nicostratus gibi Aegina'da açık arttırmayla satışa sunulacaktı. Neyse ki Platon'un şansı daha iyi gitti. Epikürcü okuldan Libyalı bir filozof olan Annikeris, tesadüfen o anda pazardaydı. Platon'u tanıdı fidyesini ödedi. Platon kendisini namus borcu altında hissetti ve parayı ödemek istedi; Atinalı arkadaşları bu amaçla yirmi gümüş mina topladılar, ama Annikeris parayı kabul etmedi, bilgelik aşığı bir arkadaşına yardım edebildiği için şeref duyduğunu vurguladı. İşte sonucu: Annikeris o günden beri hep cömertliğiyle hatırlandı ve kutlandı. Platon yirmi minayı Akademi adıyla bilinen ünlü okulu kuracağı araziyi almak için kullandı. Gerçi Nicostratus'un yaptığı nankörlüğü yapmamıştır, lakin Platon'un, daha sonraki kariyerinin, bir anlamda, muhtemelen son derece önemsiz bir filozof olarak gördüğü bir adama olan borcu sayesinde mümkün olmasından pek haz etmediği izlenimini edinebiliriz- Annikeris Yunanlı bile değildi! Bu en azından, ünlü isimleri anınmaya pek meraklı olan Platon'un Annikeris'ten hiç bahsetmemesini açıklamaya yardımcı olabilir. Bu kişinin varlığını daha sonraki biyografi yazarlarından öğrendik.

Annikeris`in Platona özgürlüğü bahşetmesi ardından yazar özgürlük kelimesinin de ilk nerede ve nasıl ortaya çıktığının bilgisini verir bizlere ; 

En erken Sümer belgelerin de ; Örneğin MÖ 2402'de, Lagaş Kralı Entemena'nın kraliyet yazıtlarında -elimizdekilerin en eskilerinden biri- düşmanı olan Umma Kralı'nın onyıllardır meşru olarak Lagaş'a ait olan büyük bir tarım arazisini işgal ettiğinden şikayet ediliyordu ve Tefecilik de -faizli tüketici kredisi anlamında- Entemena'nın zamanında iyice yerleşmişti. Kral sonunda istediği savaşı yaptı ve kazandı, iki yıl sonra zafer sarhoşluğu içindeyken yeni bir ferman çıkarmaya zorlandı: krallığının tümünde genel borç affı ilan etti. Daha sonra şöyle övünecekti, "Lagaş'a özgürlük (amargi) getirdi. Çocuğu annesine, anneyi çocuğuna kavuşturdu; ödenecek tüm faizleri iptal etti. "Bu aslında kayıtları elimizde bulunan bu tür beyanların ilkidir - tarihte ilk kez "özgürlük'' kelimesi siyasi belgelere geçmiştir.

Borç ve özgürlük ilişkisinden hareketle ilk şehirleşmiş medeniyetler olan Sümer ve Babillerin toplumda ki borçlulara olan yaklaşımlardan örnek vermiştir; 

En erken Sümer belgelerin de ; Örneğin MÖ 2402'de, Lagaş Kralı Entemena'nın kraliyet yazıtlarında -elimizdekilerin en eskilerinden biri- düşmanı olan Umma Kralı'nın on yıllardır meşru olarak Lagaş'a ait olan büyük bir tarım arazisini işgal ettiğinden şikayet ediliyordu ve Tefecilik de -faizli tüketici kredisi anlamında- Entemena'nın zamanında iyice yerleşmişti. Kral sonunda istediği savaşı yaptı ve kazandı, iki yıl sonra zafer sarhoşluğu içindeyken yeni bir ferman çıkarmaya zorlandı: krallığının tümünde genel borç affı ilan etti. Daha sonra şöyle övünecekti, "Lagaş'a özgürlük (amargi) getirdi. Çocuğu annesine, anneyi çocuğuna kavuşturdu; ödenecek tüm faizleri iptal etti. "Bu aslında kayıtları elimizde bulunan bu tür beyanların ilkidir - tarihte ilk kez "özgürlük'' kelimesi siyasi belgelere geçmiştir.

Biraz daha yakın günümüze gelerek yazar, para ve faiz ilişkilerinin nasıl geliştiğini bizlere yine klasik tarih derslerinden bildiğimiz Venediklilerden bahseder ( Osmanlıda Galata Bankerleri olarak bilinenler kişilerde Venedikli tüccarlardır ) Ve Venedik kökenli tüccarlardan faiz yoluyla borç alan Osmanlı`nın aşırı borçlanarak içinden çıkamaz hale geldiği dönemde Galata Bankerleri gibi yapılaşma aslında ilk devletlere borç vermenin icadını bulan yine Venedikli Tüccarlar olmuştur. Ve ilk devlet borçlanması icadını söyle bir bilgiyle aktarır;

Modern finansman enstrümanlarının ve kağıt paranın ilk ortaya çıkışının tarihi, aslında belediye bonolarının çıkarılmasıyla başladı bu uygulamayı 12.yy , askeri amaçlarla acilen para ihtiyacıyla karşılaşan Venedik hükümeti başlattı, vergi mükellefi olanlardan zorunlu kredi topladı, buna karşılık her birine yıllık yüzde beş faiz vaadetti ve "bonoların" veya kontratların paraya çevrilmesine izin verdi, böylece devlet borcu için bir piyasa yarattı.


Yukarda ki bilgiler ışında ve yazarın yorumları dahilinde sizlere umarım ne kadar etkiliyici bir kitap olduğunu gösterebilmişimdir. Kitabın son sayfasına kadar bilgi veremedim lakin son kısımlara doğru zaten yazar yorumlarıyla dünya toplumları hakkında güzel bir sonla bitirir ve bitirirken aslında düşüncelerinin bizler için sadece farklı bir pencere olması açısından yararlı olacağını ve katiyen direkt olarak benimsenmesi ( diğer egolu yazarlardan ayrı olarak ) doğru olmadığını aktarır çünkü ne kadar yavaş olsa da toplum ve kültürler hep değişir , dinamiktir der . Umarım sizlere "Borç" kitabını okutacak merak uyandırmışımdır.

Ve son olarak sizlere yazarın okuduğum ve şiddetle tavsiye ettiğim diğer kitapların adını aşağı da paylaştım . Değer Teorisi; Antropolojik Bir Giriş - David Graeber
Tırışkadan İşler

İyi Okumalar Şimdiden...






Yorumlar

Popüler Yayınlar