ENFLASYON VE FAİZ İLİŞKİSİNİ İYİ KAVRAMAK
Enflasyon ve faiz ilişkisini uzun yöntemler kullanarak analiz yapmak gibi bir niyetimin olmadığını belirtmek isterim. Eğer böyle bir amacım olsaydı, Granger Nedensellik ilkesi ve Johansen Eşbütünleşme yöntemleri kullanmak zorunda kalırdım ki o zaman siz de doğal olarak burada ne işin var derdiniz. Benim niyetim biraz daha halkın anlayacağı tarzda bir nedensellik bağlamı kurmak ve bu yolla sizlere anlaşılabilir bir ekonomi ne olabilir sorusuna cevap vermektir.
Yıllık bazda Türkiye`nin enflasyonu : 11,39
Bazı neden sonuç ilişkisine girmeden önce bazı tanımlamalar üzerinde durmam gerek, bir noktaya kadar herkesin pekala ekonomi bilgisi olduğunu biliyorum ama nüanslar ekonomiyi tam anlamamıza büyük yardım edecektir. Sizleri uzun uzadı cümleler kurup, dünya genelinden başlayıp, yerel bazlı bitirmek istemiyorum çünkü yazı sonunda hatırınızda kalan Uganda veya Amerika olmayacaktır sadece Türkiye olacak ve bizi ilgilendiren,düşündüren de budur.
Ve Enflasyonu biz ekonomistler ; fiyatlar genel seviyesinin sürekli artışı olarak tanımlarız. Faizin tanımına ise; kısaca kâr anlamına gelir ve banka yada benzeri yerden alınan paranın, kullanıma verilen ücrettir.
Enflasyon ve faiz ilişkisinde ekonomi ekollerinde tabi ki Marksist Ekonomi doktrininde böyle değildir; enflasyon bir neden, faiz ise bir "sonuç" olarak karşımıza çıkar. Genelde 3. dünya ülkeleri bu basit ilişkinin en kolay yöntemi olan, sonuç kısmıyla ilgilenmektedir. Neden 3. dünya sıfatını kullandım diye merak ederseniz, Fransız antropolog ve tarihçi Alfred Sauvy ilk defa kullanmıştır 3. dünya ülkeleri terimini ve teorisi tam sanayileşememiş ülkeleri kasteder bu konuda genel olarak bilgi sahibi olmak isterseniz dünya ülkelerin sosyo-ekonomik durumları hakkında size önermek istediğim kişi: Immanuel Wallerstein`nin Dünya Sistemleri hakkında bilgi sahibi olmanızı tavsiye ederim. Ve genelde 3. dünya ülkelerinde ki iktidar Merkez Bankasına doğrudan müdahale etmeyi tercih eder.
Faizle direkt olarak oynamak büyük sakıncaları beraberinde getirir bu tarz politikalar üretilmeye başlanıldığı anda kanser gibi tüm kurumlara sirayet eder etkisi. Bizim ülkede düşünülen ve yapılan politika tam bunun karşılığı çünkü bizde sık sık faiz oranları düşülüyor merkez bankasınca.
Faiz indirimi uygulandığı anda ilk olarak kamu bankaları aracılığıyla piyasalar etkilenir ve her ne kadar özel sektöre müdahale edilmese de bu konuda onlarda kızışan rekabet ortamında kredi verme yarışında faiz indirimine gider çünkü bankaların tek kaynağı faiz geliri ve bunu baya bir kredi piyasaya sürerek yaparlar.
Faizin düşürülmesiyle ilk etki olarak: Vadeli mevduat faizlerinde negatif etki yaratmaktadır çünkü tasarruf yapan kişinin, parasının işlem maliyeti yükselmiş oluyor, yani tasarruf aslında tüketimden vazgeçtiğimiz kısmı temsil eder ve bir bakıma faizler düştüğünde piyasaya sunulan kredi miktarı eskisi gibi az olmayıp, yüksek oranlara varacaktır bununla birlikte halk pazarında ki reel fiyatlar artıp duracaktır piyasada bollaşan para miktarından kaynaklı. Tüketime yönlendirilen bir ekonomi sıska bir ekonomiyi temsil eder. Hele ki Türkiye gibi bir ülkede üretim için kullanılan girdi malların ithal edilmesi, fiyatları daha da çok yükseltiyor.
Faizin düşürülmesiyle ikinci etki olarak: Yatırımların azalmasına sebebiyet verecektir nihai olarak bu da işsizliğin yükselmesine neden olacaktır fakat ilk olarak yatırımlarda bir artışı ister istemez yükseltecektir düşük faizler çünkü yatırımcılara kolay kredi yolu açılacaktır ama Türkiye özelinde yatırımlar uzun vadeli bir getiriyi maalesef yerine getiremeyecektir çünkü beraberinde zaten fiyatlar yükselmiş olacaktır girdi malların, dolar üzerinden ödenmesinden kaynaklı.
Türkiye`nin giderek çelişkiler kumkuması haline gelmesi bu konuda insanlarda baya bir kafa karışıklığına neden oluyor. Şunu da belirtmekte yarar var enflasyon ve işsizlik ters orantılıdır ama öyle bir politika yürütülüyor ki ikisi aynı anda artmakta. Ve biz buna STAGFLASYON deriz.
Ve Türkiye de en son verilen krediler hane halkın gelirini yükseltmekten daha ziyade onları borç batağına sürüklemiştir. Asıl hedef büyük yatırımcılara nefes aldırmaktı ve kredilerle tüketim arttırıldı, işsizlik oranının %13,8 olan bir ülkede. Aşağıda ki tabloda görüleceği üzere Türkiye tasarruf yapmaktan çok aslında tüketime yönelen bir ekonomiye sahip


Yorumlar
Yorum Gönder