YAKLAŞMAKTA OLAN SİSTEM KRİZİNİ YEREL VE GLOBAL ÖLÇEKTE DOĞRU YORUMLAMA
YAKLAŞMAKTA OLAN SİSTEM KRİZİNİ YEREL VE GLOBAL ÖLÇEKTE DOĞRU YORUMLAMA
Yazıma başlamadan önce aslında biraz metodolojik analiz yapmak istiyorum çünkü sosyo-ekonomik analizlerin başarısının birçogu aslında bu tarz sorgulama yönteminin ilk etapta ne derece derinlikli olduğuna bağlıdır. Bu nedenle biraz metodolojik sorgulamayla sonuç kısmına nasıl vardığım konusunda aklınızda daha net bir cevap oluşturabilmeyi diliyorum.
Peki, sistem diyince aklınıza ilk gelen ne olur? diye sorsalar herhalde, kendimce cevabım şu olurdu ; Yaşadığımız bu çağın bir bütün halinde, somut ve soyut olarak zihnimizde tasvir edebileceğimiz şeylerin bir bütünüdür derim . Bunun içine her şeyi dahil edebilirsiniz, çok geniş bir cevabı vardır. Lakin sistem sözcüğünü bunların ötesinde ayrı bir anlam atfetmeye çalıştığımızda, yani demek istediğim biraz daha mikro düşünürsek, bize ne hissettirdiğini anlayabiliriz. Böylece bir duygu durum ortaya çıkar ve genel kanı olarak pozitif bir duygu hissiyatı doğar içimizde zaten Türk dilinde de sistemli çalışmak veya sistemli olmak gibi terimler kullanırız ve bu kullanış amacımızda bir sıkıntı görmek istemeyiz. Her şeyin bir düzen içinde sürüp gitmesini arzu ederiz hatta bazen sorunları görmezden bile gelebiliriz bunun nedeni ilk başta hedeflediğimiz şeylerle, sonuç kısmında da elde etmek istediklerimizin aynı ve tutarlı bir eylemsellik içinde bulunma gayesidir
Peki Devlet ve Sistemi yan yana getirip düşünmeye ne dersiniz? İşte burda her şey kendiliginden ortaya çıkıyor, en büyük nedeni ise devlet kavramının özü itibariyle büyük korkuların,zıtlıkların ve karmaşık ağ ilişkilerinin tasviri gibi soyut bir anlama eş değer olmasıdır . Ve devlet , sistemi kuran ve yönetmeye çalışan aygıttır bir diğer anlamıyla devletin aldatıcı argumanıdır sistem. Fakat her sistem eleştiriye, muhalefete kısacası kendisini yoracak ve toplumu sorgulamaya itecek ne varsa hepsine karşıdır , en büyük düşmanı ise değişimin kendisidir hali hazırda kendisini var eden tüm kurumların değişimi demek devletin sonu demektir lakin bu süreci iyi yönetebilen halklar da vardır. Örneğin; Türkiye bunun en sancılı dönemini 1923 yılında Halifelikten , Cumhuriyet`e geçişle yaşamıştır ama aynı iktidar zihniyeti o yıllardan bu yıla sürüp gitmektedir. Bu yönetim zihniyeti beraberinde büyük bir sorunsalı getirmektedir o da ; Hep bir geriye özlem ve hasret duygularının canlı tutulmasını sağlamıştır, bu duyguları daha çok fanatizm yoluyla kalıcı hale getirmek için yerel ve mahalli parti büro faaliyetleriyle toplumun tabanına özellikle empoze edilir ve kurumlar buna göre şekillenip,toplumsal ilişkilere, hassasiyetlere göre dizayn edilir. Özellikle siyasi kurumlar muhafazakarlıklarıyla ve bağnaz tutumlarından asla ödün vermezler, bu durum en derin , en sarsıcı yönetim krizine gebe olacağı açıktır, üzerinde biraz kafa yormaya kalkarsak, iktidar krizinin kaçılmaz sonucu hayal edemeyeceğimiz kadar yıkım demektir. En büyük örneği Osmanlı`dan verebiliriz çünkü Osmanlı ekonomisi daha çok Saray içi giderleri ve ihtiyaçları giderme üzerine kuruluydu.Ve o dönemlerden, bu döneme PADİŞAHIM ÇOK YAŞA zihniyeti hala bir taraftan canlı tutulup, ülkede ne kadar büyük adaletsizlik ve yolsuzluk olursa olsun yeter ki "Devletin bekasına zarar verecek ne ses et, ne de muhalif ol "mantığı bizim gibi ülkelerde hep bir demokrasi kültürünün eksiliğini hissettirmiş, tüm sokak eylemleri anarşistlikle isimlendirilmiştir. Ve biraz daha iyi anlamamızı sağlayacaktır, bu ülkede neden büyük halk dinamiklerin oluşamadığına dair. Belli dinamiklerin oluşması için halkın,ideoloji eksenli yaklaşmasına gerek yoktur adaletsiliğin, zıtlıkların görülmesi açısından ayrıca Amerikalı J.RED Dünya`yı Sarsan On Gün adlı kitabında 1917 devriminde Troçki`nin bir sözüne yer verir " Eğer halkın ayağa kalkması için komünist olmasını beklersek 500 yıl daha beklememiz gereçektir" der.
Burada vurgulanan konu bir halkın ayağa kalkması, eşitsizliğe durmak için basit gerçekleri görmesi yeterlidir. fakat Türkiye `de ne yazık ki daha vahim bir durum çünkü bütün sıkıntılar ve sorunlar bilinir, görülür ama sorunun kabulu aşamasında kendimizi kandırmaktan öte gidemiyoruz,hükümet çevrelerince empoze edilen manipületif direktiflerle ve bu millete her zaman kendisini en kötüsüyle kıyaslamayı öğrettiler, en iyileriyle değil.
**Ayrıca merak edenler için Şevkat Pamuk`un Türkiye`nin 200 yıllık İktisadi tarihi adlı kitabında Türkiye`nin kurumsal dönüşümlerinden daha detaylı bahseder.
İktidar krizi benim literatürümde daha çok yapısal sorunların ifadesidir ve bu yüzden bir çağı kapatıp , bir çağı tekrar açabilecek anlam genişliğindedir hatta Tunuslu İbn-i Haldun 1400 yıllarda dile getirmistir şu sözüyle “Devletler ‘ebed müddet’ değildir, hepsinin bir ömrü vardır, uygarlıkların da..” bunun en büyük nedeni ; Zamanla toplumun içinde var olup ve bir şekilde kendini hissettiren, tüm kurumların yozlaşıp ,bireysel çıkarların savaş alanına dönüştüğü iktidarlardır (Bu daha çok ortadoğu ülkelerinde görülür) Veya devletin,büyük ulus-ötesi firmalarca egemenliği altında ezilip,merkezi yönetimin tüm iplerini vahşi kapitalistlerin ellerine teslim etmesidir (dünya genelinde birkaç ülke hariç bunu yaşamakta).
Daha çok kurum eleştirisini iktisatçılar yapmaktadır ve ilk olarak 20.yüzyılda ABD`de çıkmıştır orjinal adı Institutional economics (Kurumsal İktisat ).Tabi ilk olarak dile getiren ve kavramlaştıran T.B.VEBLEN olmuştur ve kendisi daha çok ekonomik analizden ziyade sosyolojik çıkarımlar yaparak, kurum kavramının toplumda neyin ifade ettiğini The Theory Of Leisure Class kitabında detaylı bir şekilde açıklamıştır.
Bu yorumlar yapılırken aslında şuan Azerbaycan`da, Ekvator`da ve özellikle Şili`de ki inanılmaz halk hareketlerine kaynak sağlayan yine sistemin kendisidir. Beni en çok şaşırtan olay Azerbaycan'dan geldi çünkü özellikle Aliyev iktidarı, ülke yönetimini babasının arka bahçesine çevirmiş durumda. Seçimlerin adil olmasını ve iş talepleriyle büyük cesaret gösterip sokağa çıktılar onca yıl sonra fakat polis yine olduğu gibi şiddet uygulamaktan çekinmedi halka karşı ama diğer taraftan Şili'de halk daha güçlü ve daha azimli talepleri konuşunda.Elektrik zammı yapacağını söyleyen özel firmanin merkezini ateşe verdiler ve sonunda iktidarı dize getirip milletvekillerinin ve cumhurbaşkanın maaşılarını yarı yarıya indirmeyi başardılar fakat bu geçici bir çözüm benim nezdimde eğer bir değişim isteniliyorsa çürümüş eski düzenin tüm kurumları ve temsilcileri ortadan kaldırılmalarıdır.
Şu sıralar Lübnan`da ki halk, Sistem denilen olgunun
nasıl bir sonuç yarattığı konusunda , gördüğünüz şu
pankartla anlayabilirsiniz
Yazıma başlamadan önce aslında biraz metodolojik analiz yapmak istiyorum çünkü sosyo-ekonomik analizlerin başarısının birçogu aslında bu tarz sorgulama yönteminin ilk etapta ne derece derinlikli olduğuna bağlıdır. Bu nedenle biraz metodolojik sorgulamayla sonuç kısmına nasıl vardığım konusunda aklınızda daha net bir cevap oluşturabilmeyi diliyorum.
Peki, sistem diyince aklınıza ilk gelen ne olur? diye sorsalar herhalde, kendimce cevabım şu olurdu ; Yaşadığımız bu çağın bir bütün halinde, somut ve soyut olarak zihnimizde tasvir edebileceğimiz şeylerin bir bütünüdür derim . Bunun içine her şeyi dahil edebilirsiniz, çok geniş bir cevabı vardır. Lakin sistem sözcüğünü bunların ötesinde ayrı bir anlam atfetmeye çalıştığımızda, yani demek istediğim biraz daha mikro düşünürsek, bize ne hissettirdiğini anlayabiliriz. Böylece bir duygu durum ortaya çıkar ve genel kanı olarak pozitif bir duygu hissiyatı doğar içimizde zaten Türk dilinde de sistemli çalışmak veya sistemli olmak gibi terimler kullanırız ve bu kullanış amacımızda bir sıkıntı görmek istemeyiz. Her şeyin bir düzen içinde sürüp gitmesini arzu ederiz hatta bazen sorunları görmezden bile gelebiliriz bunun nedeni ilk başta hedeflediğimiz şeylerle, sonuç kısmında da elde etmek istediklerimizin aynı ve tutarlı bir eylemsellik içinde bulunma gayesidir
Peki Devlet ve Sistemi yan yana getirip düşünmeye ne dersiniz? İşte burda her şey kendiliginden ortaya çıkıyor, en büyük nedeni ise devlet kavramının özü itibariyle büyük korkuların,zıtlıkların ve karmaşık ağ ilişkilerinin tasviri gibi soyut bir anlama eş değer olmasıdır . Ve devlet , sistemi kuran ve yönetmeye çalışan aygıttır bir diğer anlamıyla devletin aldatıcı argumanıdır sistem. Fakat her sistem eleştiriye, muhalefete kısacası kendisini yoracak ve toplumu sorgulamaya itecek ne varsa hepsine karşıdır , en büyük düşmanı ise değişimin kendisidir hali hazırda kendisini var eden tüm kurumların değişimi demek devletin sonu demektir lakin bu süreci iyi yönetebilen halklar da vardır. Örneğin; Türkiye bunun en sancılı dönemini 1923 yılında Halifelikten , Cumhuriyet`e geçişle yaşamıştır ama aynı iktidar zihniyeti o yıllardan bu yıla sürüp gitmektedir. Bu yönetim zihniyeti beraberinde büyük bir sorunsalı getirmektedir o da ; Hep bir geriye özlem ve hasret duygularının canlı tutulmasını sağlamıştır, bu duyguları daha çok fanatizm yoluyla kalıcı hale getirmek için yerel ve mahalli parti büro faaliyetleriyle toplumun tabanına özellikle empoze edilir ve kurumlar buna göre şekillenip,toplumsal ilişkilere, hassasiyetlere göre dizayn edilir. Özellikle siyasi kurumlar muhafazakarlıklarıyla ve bağnaz tutumlarından asla ödün vermezler, bu durum en derin , en sarsıcı yönetim krizine gebe olacağı açıktır, üzerinde biraz kafa yormaya kalkarsak, iktidar krizinin kaçılmaz sonucu hayal edemeyeceğimiz kadar yıkım demektir. En büyük örneği Osmanlı`dan verebiliriz çünkü Osmanlı ekonomisi daha çok Saray içi giderleri ve ihtiyaçları giderme üzerine kuruluydu.Ve o dönemlerden, bu döneme PADİŞAHIM ÇOK YAŞA zihniyeti hala bir taraftan canlı tutulup, ülkede ne kadar büyük adaletsizlik ve yolsuzluk olursa olsun yeter ki "Devletin bekasına zarar verecek ne ses et, ne de muhalif ol "mantığı bizim gibi ülkelerde hep bir demokrasi kültürünün eksiliğini hissettirmiş, tüm sokak eylemleri anarşistlikle isimlendirilmiştir. Ve biraz daha iyi anlamamızı sağlayacaktır, bu ülkede neden büyük halk dinamiklerin oluşamadığına dair. Belli dinamiklerin oluşması için halkın,ideoloji eksenli yaklaşmasına gerek yoktur adaletsiliğin, zıtlıkların görülmesi açısından ayrıca Amerikalı J.RED Dünya`yı Sarsan On Gün adlı kitabında 1917 devriminde Troçki`nin bir sözüne yer verir " Eğer halkın ayağa kalkması için komünist olmasını beklersek 500 yıl daha beklememiz gereçektir" der.
Burada vurgulanan konu bir halkın ayağa kalkması, eşitsizliğe durmak için basit gerçekleri görmesi yeterlidir. fakat Türkiye `de ne yazık ki daha vahim bir durum çünkü bütün sıkıntılar ve sorunlar bilinir, görülür ama sorunun kabulu aşamasında kendimizi kandırmaktan öte gidemiyoruz,hükümet çevrelerince empoze edilen manipületif direktiflerle ve bu millete her zaman kendisini en kötüsüyle kıyaslamayı öğrettiler, en iyileriyle değil.
**Ayrıca merak edenler için Şevkat Pamuk`un Türkiye`nin 200 yıllık İktisadi tarihi adlı kitabında Türkiye`nin kurumsal dönüşümlerinden daha detaylı bahseder.
İktidar krizi benim literatürümde daha çok yapısal sorunların ifadesidir ve bu yüzden bir çağı kapatıp , bir çağı tekrar açabilecek anlam genişliğindedir hatta Tunuslu İbn-i Haldun 1400 yıllarda dile getirmistir şu sözüyle “Devletler ‘ebed müddet’ değildir, hepsinin bir ömrü vardır, uygarlıkların da..” bunun en büyük nedeni ; Zamanla toplumun içinde var olup ve bir şekilde kendini hissettiren, tüm kurumların yozlaşıp ,bireysel çıkarların savaş alanına dönüştüğü iktidarlardır (Bu daha çok ortadoğu ülkelerinde görülür) Veya devletin,büyük ulus-ötesi firmalarca egemenliği altında ezilip,merkezi yönetimin tüm iplerini vahşi kapitalistlerin ellerine teslim etmesidir (dünya genelinde birkaç ülke hariç bunu yaşamakta).
Daha çok kurum eleştirisini iktisatçılar yapmaktadır ve ilk olarak 20.yüzyılda ABD`de çıkmıştır orjinal adı Institutional economics (Kurumsal İktisat ).Tabi ilk olarak dile getiren ve kavramlaştıran T.B.VEBLEN olmuştur ve kendisi daha çok ekonomik analizden ziyade sosyolojik çıkarımlar yaparak, kurum kavramının toplumda neyin ifade ettiğini The Theory Of Leisure Class kitabında detaylı bir şekilde açıklamıştır.
Bu yorumlar yapılırken aslında şuan Azerbaycan`da, Ekvator`da ve özellikle Şili`de ki inanılmaz halk hareketlerine kaynak sağlayan yine sistemin kendisidir. Beni en çok şaşırtan olay Azerbaycan'dan geldi çünkü özellikle Aliyev iktidarı, ülke yönetimini babasının arka bahçesine çevirmiş durumda. Seçimlerin adil olmasını ve iş talepleriyle büyük cesaret gösterip sokağa çıktılar onca yıl sonra fakat polis yine olduğu gibi şiddet uygulamaktan çekinmedi halka karşı ama diğer taraftan Şili'de halk daha güçlü ve daha azimli talepleri konuşunda.Elektrik zammı yapacağını söyleyen özel firmanin merkezini ateşe verdiler ve sonunda iktidarı dize getirip milletvekillerinin ve cumhurbaşkanın maaşılarını yarı yarıya indirmeyi başardılar fakat bu geçici bir çözüm benim nezdimde eğer bir değişim isteniliyorsa çürümüş eski düzenin tüm kurumları ve temsilcileri ortadan kaldırılmalarıdır.
Şu sıralar Lübnan`da ki halk, Sistem denilen olgunun
nasıl bir sonuç yarattığı konusunda , gördüğünüz şu
pankartla anlayabilirsiniz

Yorumlar
Yorum Gönder